111) GÜNEŞ DİL TEORİSİ VE KOMİSYON RAPORU

Yayin Tarihi 3 Şubat, 2008 
Kategori ATATÜRK, TÜRK DÜNYASI, TÜRKÇE

GÜNEŞ DİL TEORİSİ NEDİR?

image0019.jpg 

—————————————————————————

Atatürk’e ait olan bu teori; dillerin nasıl doğduğu üzerindeki felsefi görüşlerden biridir. Türk Tarih Tezine göre, Türklerin temasta bulundukları ulusların uygarlığı üzerine etki yapan çok eski bir tarihi ve uygarlığı vardır. O halde gelişmiş bir dilleri  de olacaktı. Çok eski zamanlarda Orta Asya’dan dünyanın türlü yönlerine göç eden ve birçok ulusları egemenlikleri altına almış bulunan Türkler, bu ulusların dillerine birçok dil varlıkları katmış olmalı idiler. Şimdi birçok dillerde etimolojisi yapılamayan ve kaynağı bilinmiyor diye gösterilen birtakım dil öğeleri belki de Türk asıllı idi. Öyle ise Türk dilinin geçmişini, kökünü aramak gerekti.

İşte Güneş-Dil Teorisi bu yöndeki çalışmalardan doğmuştur.

TEORİ : İnsanlar düşünce bakımından gelişme çağına erince çevrelerinde en önemli varlık olarak güneşi gördüler. O her şeyin kaynağı idi. Isıtıyor, aydınlatıyor, türlü kuvvetlere ve kavramlara  kaynak oluyordu. Zaman, uzaklık yükseklik, büyüklük, renk… ondan geliyordu.  Bu kavramları anlatmak için güneşi anlatmak yetecekti. Acaba güneşi hangi sesle anlattılar?  İnsanın en kolay çıkardığı, -dile, dişlere, dudaklara ve ağza hiçbir özel biçim vermeyi gerektirmeyen (A) sesidir.

Bu ses, uzunca söylenirse “ağ” olur. Bundan ilk ünsüzün de “ğ” olduğu anlaşılır. Demek ki ilk sözcük “ağ” dır.

“a” sesi zamanla “e,ı,i,o,ö,u,ü” de olmuştur. Bu da güneşin adıdır ve güneş kavramı içinde bulunan “Tanrı, büyüklük, yükseklik, kuvvet, çokluk, aydınlık, parlaklık, sıcaklık, ateş, hareket, uzunluk, zaman, yer, büyüme, canlılık, ruh, renk, su…” anlamlarına gelir.

Bugün kullandığımız sözcükler ana kök olan “ağ” ile buna eklenmiş parçalardan meydana gelmiştir. Bu eklerde her ses, köke ayrı bir anlam katar. Örneğin :

M : Mülkiyeti, en yakın alanı

N : M’ye bitişik olan çevreyi

C, Ç, J, S, Ş, Z : Uzak alanı

L : Bilinmezliğe kadar yayılan bir genişliği

D,T : Yapıcılığı ve yapılmış olmayı

R : Gerçekleşmeyi, hareketin sınırlı bir alanda kalışını

K : Anlamın tamamlandığını, adlandırıldığını belirtir.

Bu temel bilgilere göre “durmak” sözcüğü şu şekilde öğelerine ayrılarak anlam alır :

Uğ + ud + ur + um + ak

İlk parça ana köktür. Bu kökte temel kavram “hareket” tir. Ekler, köke ulandıkça temel kavram birtakım anlamlarla tamamlanır :

Uğud : Hareketin yapılmasıdır.

Uğudur : yapılan hareketin sınırlı bir alanda kalmasıdır.

Uğudurum : sınırlı alanda kalan hareketin temel kavrama mal olmasıdır.

Uğudurumak = durmak : temel kavramın malı olan hareketsizliğin adıdır.

Bu teori, Viyanalı dilci Dr. Kıvergeç’in bir araştırması geliştirilmek yoluyla meydana getirilmiştir.

Atatürk Teorisine çok önem veriyordu. 24 Ağustos 1936 da toplanan üçüncü Dil Kurultayı’nın başlıca konusu Güneş-Dil Teorisi idi. Kurultay’da alınan kararlar bir rapor halinde arz edilmiştir.

image0023.jpg

3. Dil Kurultay’ın dan görüntüler

image0032.jpg

image0042.jpg

image0051.jpg

Hazırlayan : Yılmaz KARAHAN

Kaynaklar  :

1- Atatürk ve Dil Devrimi, M.E.B. (Ömer Asım AKSOY)

2- Rapor, Türk Dil Kurumu resmi sitesinden alınmıştır.

Paylaş:

Yorumlar

“111) GÜNEŞ DİL TEORİSİ VE KOMİSYON RAPORU” yazisina 12 Yorum yapilmis

  1. FikirYolu.com » Blog Arşivi » GÜNEŞ DİL TEORİSİ VE KOMİSYON RAPORU yorum tarihi 4 Şubat, 2008 00:34
  2. Samet Acar yorum tarihi 4 Şubat, 2008 13:49

    Atatürk,”Güneş Dil Teori”siyle Türk dilini en iyi bir şekilde geçmişiyle birleştirmiştir.Arap harflerinden kurtulmuş,kendi Türk benliğini kazandırmıştır.Din eksenindeki Arap dili ,Türkcemizi gerçek anlamda uzun yıllar gelişmesinden yoksun bırakılmıştır.Bugün bile yabancı dilleri afişize etmekle kef sayan bir zihniyet yok mudur?Bakkalından vs sine dek tabelelerdeki yazılar köşe yazarlarımızın,Türkçe olmayan sözcük veya tümceleri utanç verici olmalıdır.Atatürk’e herşey borçlu olduğumz gibi dilimizin gelişmesinde ki çalışmaları Türk Milletine onur ve gurur vermiştir .Dil bir millete kimlik kazndırır.İşte Türk olan bizlere anadilimizde kimlik kazandırmıştır.”Ne mutlu Türk’üm diğene” Acaroğlu

  3. HAKAN BOLAT yorum tarihi 1 Mayıs, 2008 13:29

    Bugün yeni birşey ögrendim. Nüfus müdürlüklerinde (ğ) harfinin kaldırıldığını sadece (g) olarak yazıldığını yeni ögrendim.bunu da şöyle farkettim. doğan çocuklarına isim vermek isteyen anne babalar KAAN olarak yazdırmaya başlamışlardı. 1 ay içerisinde 3 KAAN doğmuştu. nedeni ni araştırdım. KAĞAN neden KAAN olmuştu. ilk önce acaba ailemi istiyor diye düşündüm olabilirdi, böyle birşey varsa nüfus memurları uyarı yapıp türkçe şekliyle anlatıyorlarmıydı? Sonra bilmemezlikten de kaynaklanabilirdi, okunduğuna yakın şekliyle yazılabilirdi bu konu da da uyarı gerekliydi. Ama ögrendim ki, Nüfus müdürlüklerindeki kayıt sistemlerinde inceltme işareti kaldırılmış dogal olarakta (ğ) harfi çıkmıyor. onun içinde nüfus müdürlüklerinde çalışan memurlarda çaresiz birşekilde KAĞAN ı KAAN olarak yazıyor. yazdırılıyor. Oguz KAĞAN türk tarihinin önemli bir yerindedir. Türk Dil Kurumu sözlüğü ve imla kılavuzunda da KAĞAN olarak yazıldığı halde nüfus müdürlüklerindeki sistemde (ğ) harfinin inceltmesi bulunmadığı için (g) harfide konmayınca KAAN olarak genelde kabul görüyor. Bu durum hem Türk Tarihine, Türk Köküne ve Türk kültürünün şifreleriyle oynanmasına neden olmakta, adeta genetik yapı değiştirilmektedir. Ayrıca (ğ) harfi Güneş Dil Teorisi içinde çok önemlidir. “Ğ”-“ğ” ana kök harflerden birisidir. Bu durumun kamuoyu tarafından bilinmesinde yarar görmekteyim. Ayrıca, Atatürk Milliyetçiğili, Türk Milliyetçiliği adına mücadele veren tüm siyasi, sosyal, kültürül vb. kurum ve kuruluşlarında dikkatini çekmeyi bir borç olarak görüyor,konunun araştırılarak gereğinin yapılmasını istiyorum. sevgi ve saygılarımı sunarım.

  4. sümeyye özcan yorum tarihi 9 Kasım, 2008 13:50

    güneş dil teorisi türkçemizin yabancı sözcüklerden temizlenmesini sağlamıştır bunu yapan Atatürk’e çok teşekkür ederiz

  5. yonca yorum tarihi 3 Aralık, 2008 21:48

    GERÇEKTEN TEK KELİME İLE MÜKEMMEL OLMUŞ ELİNİZE SAĞLIK……..

  6. Nejdet GÜNDOĞDU yorum tarihi 16 Aralık, 2008 14:55

    Ğ harfi bildiğim kadariyle hiç bir alfabede yok (latin , kril , arap vs…). Benim soyadımdan Ğ çıkarılırsa DODU kelimesi tek başına ne anlama geliyor? bunu araştırmammı gerekiyor!!….
    Güneş dil teorisi düyada tartışılmış bir görüştür. Sadece Türkleri veya Türkçeyi ilgilendirmiyor. Şuan için rafa kaldırılmış gibidir. Ama düşündürücü ve halen araştırılmaya değer bir varsayım. İnanışa göre!!!… İnsanların kökeni Adem ile Havvaya dayanmıyormu? Hangi dili kullanıyorlardı anlaşmak için acaba? Türkçeyi aşağılamaya çalışanlar -ki travma geçirenler grubu- acaba ülkemizde şimdide eskiden olduğu gibi(arapca – farsca ) yabancı dillerin Türkçeye sokulmaya ve bir Ulusun dilinin nasıl unutturulmaya çalışıldığını göremiyorlarmı acaba? Konu derindir. Yazılacak çok şey var aslında ama ben sadece bir vatandaş olarak uyutulmak istemiyor ve uyumuyorum.

  7. fuaterturk yorum tarihi 17 Temmuz, 2009 23:15

    bence mantıklı bir teori.
    mesela beddua=kötü dua burda bed kötü anlamı var ingilizcede de bed=kötü anlaı vardır
    bir başka örnek birader ve brother kelimelirin ses benzerligidir daha bir ok örnek bulunabilinir
    BENCE BU TEORİ TÜRK BİLİM ADAMLARI TAAFINDAN ARAŞTIRILMALIDIR!

  8. ismail inanç yorum tarihi 6 Temmuz, 2010 21:40

    Olur. Araştırayım.

  9. Mustafa Kartal yorum tarihi 15 Ocak, 2011 11:44

    Ağzınızı bir karış açacak müthiş belge (!) 15 Ocak 2011 Cumartesi

    Bugün size, ağzınızı bir karış açacak müthiş bir belge sunacağım. Bu belge, Kverniç’in Atatürk’e kabul ettirdiği Güneş-Dil Teorisi sebebiyle bundan 75 yıl önce, zamanın devrimci ve ilerici gazetesi olan Cumhuriyet’te yayımlandı. Yazının başlığı: ADAM YALVAÇ’IN UÇMAKTAN KOVULMASI şeklindedir. Metinde geçen ADAM, Hz. ÂDEM‘dir. HAVA ise Hz. HAVVA!
    Kverniç’e göre ilk insan TÜRK, ilk lisan TÜRKÇE değil miydi ve bütün dünya dilleri Türkçe’den doğmamış mıydı? Alın size Güneş-Dil Teorisine göre mükemmel bir kıssa:
    “Ulu Tanrı, bizim ilk babamız olan Adam Yalvaçı (Âdem Peygamberi) ve onun eşi Hava ninemizi yarattıktan sonra, onları uçmak (cennet) içinde yaşatıyordu. Bu yeşil bahçenin içinde, bunların arı yaşamaları için, buradaki alma ağacının, yemişinden yemeği, bunlara yasak etmişti. Günün birinde, ak pınarın başındaki alma ağacının gölgesinde otururlarken tavgaç (şeytan) çıkageldi. Hava ninemize yaklaşarak onu tavladı. Ve bu güzel almadan yemelerini onlara tapşırdı (tavsiye etti).
    Bu sırada, Hava’nın karşısında yan gelip, onun güzelliğiyle esri (sarhoş) olan Adam Yalvaç, İpdeşi (eşi, karısı) Hava’nın sunduğu almayı yemekten kendini tutamadı.
    Yalvaç (peygamber), Tanrı buyruğunun tersine bu suçu işleyince, Ulu Tanrı gücendi ve bunları uçmaktan kovmak için kurgu kurdu (karar verdi). Bu isteğini onlara iletmek için Uçkun’u (Meleği) yanlarına yolladı. Uçkun, Tanrı buyruğunu Yalvaca söyledi. Adam Yalvaç (Âdem peygamber) Uçkunun söylediklerini anlamadı. Ve şaşkın şaşkın ona bakarak yerinden bile kımıldamadı.
    Uçkun, bu kez Farsça söyledi. Adam gene anlamadı. Bunun üzerine ne yapacağını bilmeyen Uçkun, geriye döndü. Gördüklerini Ulu Tanrı‘ya ulaştırdı. Bu sırada gökler titredi ve şöyle bir buyruk duyuldu:
    -Hey Uçkun, benim kulum olan bu Yalvaç, Türkçe’den başka dil bilmez. Ona benim buyruğumu Türkçe anlat!
    Uçkun, hızlı bir uçuşla Yalvaçın yanına vardı ve sözüne şöyle başladı:
    -Hey ünlü Yalvaç! Ben Ulu Tanrıdan gönderilmiş bir yasulum. (Kulum!.. Bir yasa adamıyım) Onun yüksek buyruğunu size iletmeye geldim. Bu eşsiz uçmağı, Ulu Tanrı, size armağan etmiş ve bu urunda (makamda), arı yaşamanız için, bu alma yemişinden tatmağı, size yasak etmişti. Ancak siz Tavgaç’ın tavına uyarak, Tanrı buyruğunun tersine, bağışlanmaz bir suç işlediniz. Bundan ötürü Ulu Tanrı, size kızmış, sizi buradan kovmayı bana buyurdu. Tanrı sizi sınadı. Siz onun yahşiliğini (iyiliğini) ve uçmağın değerini bilmediniz. Haydin gidin buradan!..
    Bu sözleri dinleyen Adam Yalvaç, korkusundan ürperdi ve hemen Hava’nın elinden tutarak, Uçmağın penceresinden kendini loş karanlığa fırlattı.
    Tanrının ilk kulu olan Atam Yalvaç’ın Türk olduğunu, ve Türkçe’den özge (başka) bir dil bilmediğini, dünkü bitik yazıda, okuyucularımıza, anlatmıştık. Sözlerimize tutalga (Delil) olarak Tebrizli Türk Ozanı Şükühî’nin bu nesne için yazdıklarını anabiliriz. Bundan da anlaşılır ki, Türk ellerinin her bucağında yaşamış olan eski bilginler, ozanlar ve başka kimseler, hep Atam Yalvaç’ın Türk olduğunu biliyorlarmış. Ve bu inanışlarını da yeri geldikçe berkitiyorlarmış…”
    KARANLIKTA KALAN BİR NOKTA: Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yeni Hz. Âdem ile Hz. Havva kıssası aynen böyle. Yalnız, karanlıkta kalan iki nokta var:
    1-Tavgaç (şeytan) Hava ninemize yaklaşarak onu tavladığına, elma ağacından elma koparıp yemeleri için dil döktüğüne göre, tavgaç acaba hangi dille konuşmuştu? İnsanlar, kelimelerle düşünüp kelimelerle konuştuğuna, karar verdiğine göre bu nokta açıklanmamıştır. Yani şeytan da mı Türk’tür?
    2- Ulu Tanrı, her şeyi bildiğine göre, Uçkununu (Meleğini) Ünlü Yalvacına (ulu peygamberine) gönderdiğinde, onun Türkçe’den başka bir dil bilmediğini niçin hatırlamamıştır!.. Bu noktaları da bize, herhalde Hürriyet yazarı Soner Yalçın açıklayacaktır.

  10. Nuray Günay yorum tarihi 26 Eylül, 2011 00:01

    Çok önemli bir konuya değinmişsiniz.Bir süredir Türk Dili ve Atatürk’ün üzerinde önemle durduğu “Güneş Dil Teorisi” ile ilgili okumalar yapıyorum.Türk Dili ile ilgili çok önemli araştırmalar ve kitapların baskıları artık yapılmıyor,sahaflarda bile o kitaplar bulunamıyor.Atatürk’ün teorisinden bu kadar korkuluyor olması,Atatürk’ün ne kadar haklı olduğunu bir kez daha teyit ediyor…

  11. Recep Zorlu yorum tarihi 7 Aralık, 2011 01:08

    Bu teoriyi eleştirmeye çalışanlar bence,enerjilerini boşa harcıyorlar.Acaba kendileri Türk Diline katkıda bulunmak yerine bu dili baltalamak,yaralamak adına bir misyon yüklenmiş olabilirler mi diye düşünüyorum sık sık.

  12. Işıl yorum tarihi 13 Mart, 2012 12:38

    Türk Dil Kurumu sitesinin eski tasarımında “Güneş Dil Teorisi” adlı bir bölüm vardı. Ancak yeni siteden kaldırmışlar. Geçmiş döneme ait çalışma raporlar ise 2002 tarihine kadar yayınlanmış, daha eski çalışmalara ulaşılamıyor. Ne iştir anlamadım. Atatürk’ün kurduğu ve ömrünün son 10 yılında yüreğini koyduğu bu kurum bitmiş mi nedir?

Yorum yap