107) TURGUT ÖZAKMAN’DAN, “MUSTAFA”

Yayin Tarihi 17 Şubat, 2009 
Kategori ATATÜRK

turgut-ozakmandan-mustafa.doc

41817ataturk_hareketli.gif

Yorumlar

“107) TURGUT ÖZAKMAN’DAN, “MUSTAFA”” yazisina 8 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 17 Şubat, 2009 10:11

    Can Dündar; tipiyle bile itici.
    Dönem ve yolculuk arkadaşından, Paris’a nasıl ve ne şartlarda gittiğini, orda ne gibi dönüşümlere uğradığını da öğrenince, tipi iyice inceldi, mausun arkasında gittikçe incelerek yerde sürünmeye başladı.
    Bu mausun arkasında incelerek salınan tip, önce, her ünlü eserden birer paragraf çalarak, Sarı Zeybek’i yaptı.
    Evet, yanlış okumadınız, her ünlü eserden birer paragraf. Aynen, yine şimdi çok ünlü birinin yaptığı gibi.
    Can Dündar’ın, Sarı Zeybek’i hiç bir katkısının olmadığı kitapcığın önsözü teşekkür bahsinde geçiyor.
    Bu mausun arkası adam, Atatürk sırtından bu şekilde para kazanmıştı, şimdi de ona hakaret ederek para kazanıyor.
    Üzerinde bu kadar durulması da zarif inceyi meşhur ediyor.
    Özakman Hocanın bütün tenkitlerine eyvallah.
    Az bile demiş.
    Yalnız…
    Bir de iğne ile çuvaldız meselesi var.
    Sıra bir gün Çılgın Türkler’in de eleştirisine gelirse…
    Şu anda kendileri, yaptıkları rezalet için Can Dündar’a bir takım eleştiriler yöneltiyorlar, haklılar ve az bile.
    Fakat; Çılgın Türklerde, öyle şeyler var ki..
    Acaba Donkişotluk yapmama izin var mıdır?
    O Donkişot ki hem izin ister, hem neticeyi beklemez.
    Ve öyle olsun.
    Mesela derler ki ustaya; “Sizin Sakarya’da Atatürk nerde?”
    Yok!
    Her yerde İsmet Paşa var.
    Komutan (Atatürk) arada sırada uzaktan Mehmetçiklere el sallıyor.
    Hayret!
    Sakarya İsmet Paşanın mı?
    Sakarya zaferi, planından neticesine Kemal Paşanın değil de kimindir?

    Çılgın Türklede pek üzüldüğüm bir sahne.
    Zaferden sonra Ankara’ya para toplayan memurun “Afyonu patlamamış bir tip” olmasını söylemek size mi düşer saygıdeğer ustam.
    Sanırım okurların binde 999’u, “Afyonu patlamamış ne demektir” bilmedikleri için dikkat bile etmemişlerdir.
    Gerçekten memurun afyonu patlamamış mı, bunun belgesi var mı?
    Ana devlet meselelirinin bile kaydının olmadığı bir devirde, para toplayan memukun afyonkeş olup olmadığının acaba belgesi nerden bulunmuştur.
    Velevki belgesi vardır ve memur afyonkeştir. Sarya Zaferinden sonra, İstanbul’da aşka gelip para toplayan memurun Afyonkeşliğini söylemek size mi düştü sayın ustam.

    Başka bir mesele.
    Eserin geneli okunduğunda manzara şu; Yunan ordusu o kadar zayıf ve dağınıktı ki, Türk ordusunun onu yenmesi işten bile değildi.
    Türkler, Viyana’dan beri çekilmişlerdir.
    Ordu, I. Dünya Savaşındann sonra tümüyle lağvedilmiştir. Atatürk, alel acele yeni bir ordu kurdurmuştur.
    Ve bu ordu henüz savaşmamıştır, eğitimini tamamlamamımıştır.
    Ve bu ordu, Ergenekon olan Anadolu’da sıkışan Türk milletinin, dağı yırtma zaferi olmuştur.
    Yol gösteren Bozkurt da Kemal Paşadır.
    Sakarya’da bu yeni ordu Yunan ordusunu yendi.
    Tarihin gidişatına dur dedi.
    Sahi, Yunan ordusu Çılgın Türklerde anlatıldığı gibi bu kadar zayıf mıydı.
    Neyi eksikti.
    Sayısı mı, donatımı mı?
    Arkasında Avrupa bankaları ve silah sanayi olan bu ordu nasıl zayıf olabilir.

    Sayın Özakman ustaya, Çılgın Türklerde devirdiği kütükler henüz sorulmadı.
    Henüz kendilerine “Çılgın” kelimesinin anlamı bile sorulmadı.
    Daha önce TRT bu ismi kabul etmemişti; çünkü….
    Sözlüklerde çılgın aynen şöyle açıklanır..
    Çılgın; aptalca cesaret gösteren.
    Çılgın Türkler için herkes kral çıplak dedi.
    Hala da sorgulamadı ve sorgulamıyor.
    Kaldı ki, çılgın kelimesini, destanlara sığmayan adam da reddetmişti.
    Mecliste, cumhuriyetten sonra kürsüde konuşan bir mebus, “Bizim milli mücadele çılgınlığımız” diye bir laf edince ayağa kalkmış ve kükremişti:
    “- İndirin şu adamı. Milli Mücadele bir çılgınlık değildir, hesap işidir, hesap!”
    Bir ülke ki..
    Herkes her şeyi konuşuyor.
    Aynen bendeniz gibi.

  2. TARIK KONAL yorum tarihi 17 Şubat, 2009 15:32

    BİR SÜRE ÖNCE ULUSUMUZA BİR “BELGESEL FİLM” DENİLEREK -UTANMAZCA- SUNULAN “Mustafa” NIN GERÇEKLERLE BAĞDAŞMADIĞINI VE 2.CUMHURİYETÇİLERE HİZMET ETTİĞİNİ BİLİYORDUK… ANCAK, SAYIN ÖZAKMAN ÇOK ANLAMLI BİR AÇIKLAMA GÖNDERDİ…
    SEVGİLİ TURGUT ÖZAKMAN’IN -ÖPÜLESİ- ELİNDEN ÇIKMIŞ BU OLAN YAZI, TÜRK ULUSUNUN KURTULUŞ TARİHİNE VE KURULUŞ MÜCADELESİNE SAHİP ÇIKMA KONUSUNDAKİ KARARLILIĞININ BİR GÖSTERGESİDİR…
    BU YAZIYI BİZLERE DUYURAN SAYIN YILMAZ KARAHAN BEYEFENDİ’YE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM…
    TARIK KONAL

  3. mehmet selim polat yorum tarihi 18 Şubat, 2009 13:25

    Bu Adam Yer Yüzünde en Çok sevmediğim adamdır.

  4. emre çulcu yorum tarihi 22 Şubat, 2009 19:01

    Öncelikle bu yazıyı yazanın Şu Çılgın Türkler isimli kitabı okumadığına kalıbımı basabilirim.Çünkü;kitapta Yunan Ordusu zayıf olarak resmedilmemiştir, aksine kalabalık ve güçlü ordular karşısında bizim askerimizin hem cephanesiz hem de sayıca azlığıyla bile nasıl büyük başarılara imza attığı anlatılmıştır.
    Ayrıca,afyonu patlamamış deyimi uykusundan uyanamamış anlamında da kullanılır.
    Mustafa Kemal Atatürk’ün başarılarının anlatılması bazı kimselerin niçin bu kadar zoruna gitmektedir anlamış değilim.
    Ve son olarak,kitabın adının niçin Çılgın sözcüğünü içerdiği de kitabın içinde belirtilmiştir. Bu biçimde savaşmanın çılgınlık olduğunu söyleyerek dünyada pek az ulusun böylesi bir şeye kalkışabileceğinin hayretle ifadesidir bu. Tabi bu ünlü yazarımızın adını söylemiyorum,neden mi,çünkü söylersem tamamen başkaları tarafından doldurulmuş bu şahıs kitabı açıp da okumak zahmetine girmeyecek, evet okuma alışkanlıklarınız o kadar kalın bir kitabı okumak konusunda sizi korkutuyor olabilir ama lütfen, onurlu davranarak kitabı bir okuyun,sonra kitap hakkında da yazarı hakkında da konuşun…

  5. Merve D. yorum tarihi 31 Ekim, 2009 00:14

    Harika bir yazı olmuş, Allah değerli tarihçimiz Turgut Özakmandan razı olsun! O ve onun gibi birkaç vatanperver insanımız da olmasa Türk gençlerini karanlığa çekecekler, bize kendimizi unutturacaklar nerdeyse! Kendisine çok teşekkür ediyor, Emre Çulcu’nun yukarıdaki yorumlarına katılıyorum.

  6. nur kara yorum tarihi 7 Kasım, 2009 20:35

    güzel ama 120 daha güzel

  7. Hasan Demir yorum tarihi 21 Kasım, 2010 04:10

    İSTANBUL’UN FETHİ ve ATATÜRK
    Önce, Allah (c.c.)’ın Resulü Hz.Muhammed (s.a.v.)’in, elbette ki Allah (c.c.)’ın emri ve izniyle adaşı Mehmed, yani Fatih Sultan Mehmed’in dünyayı teşriflerini müjdeleyen Hadîs-i Şerîfi birlikte okuyalım: “Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emîr; o asker ne güzel askerdir.” Bu söz Allah (c.c.)’ın Hz.Muhammed (s.a.v.)’e söylettiği bir sözdür.
    Yani Fatih ve askerleri için “Ne güzel” diyen aslında Cenab-ı Allah, bu sözü İslâm ümmeti ve bütün insanlığa duyuran da Allah”ın Resulü Hz.Muhammed”tir.
    Peygamberimiz İstanbul”un fethinin getireceği şerefi böyle müjdeleyince İslâm devlet adamları, İslâm orduları yüzyıllar içerisinde İstanbul”u fethedebilmenin hayallerini kurmuş ve o güne kadar İstanbul”a 28 sefer düzenlemişlerdir.
    Niçin?..
    Tabii ki Allah”ın “Ne güzel komutan, ne güzel asker” övgüsüne muhatap olabilmek için.
    Çünkü böyle bir nîmet, insanın daha bu âlemde iken cennetle müjdelenmesi gibi, yani Aşere-i Mübeşşere arasına katılması gibi bir nîmettir.
    İşte tam burada Eyyup Sultan”ı hatırlamakta fayda var.
    Allah (c.c.) şefaatine nail eylesin, Eyyup El Ensari İstanbul”un fethinin Fatih ve Türklere nasip olacağını müjdeleyen Hz.Muhammed (s.a.v.)in bayraktarı idi.
    Akabe Biatı”nda Müslüman oldu.
    Medine”de İslâm”ın yayılması için gece gündüz çalıştı.
    Peygamberimiz Mekke”den Medine”ye geçince mescit ve kendisine ait ev yapılana kadar Eyyup Sultan”ın evinde kaldı.
    Hz.Muhammed”in (s.a.v.) bütün savaşlarına katıldı ve bayraktarlığını yaptı.
    Hz.Ali tarafından Medine valiliğine atandı.
    İşte bu mübarek zât bile İstanbul”un fethi ile müjdelenen nîmete, Sultan Mehmed”in, Hz.Muhammed”in (s.a.v.) adaşı Mehmed ve askerlerine nasip olan nîmete kavuşabilmek için Muaviye”nin oğlu Yezid”in komutasındaki askerlerle birlikte İstanbul”u kuşatanlar arasına katıldı. O tarihte yaşının 90”larda olduğu söylenir. O, bu savaşta dizanteriden öldü. Vasiyeti üzerine İstanbul surlarının en yakınlarına gömüldü.
    Fatih ve askerlerini surlarının dibinde, İstanbul toprağının altında beklemeye başladı. Ve 1453 yılı geldi. Fatih ve askerleri Kostantîniyye”yi İstanbul yaptı.
    Hz.Muhammed”in (s.a.v.) adaşı Mehmed, Peygamberin Medine”de ev sahibi, bütün savaşlarda bayraktarı, Hz.Ali”nin Medîne valisi Eyyup El Ensari ile kucaklaştı. Ne mutlu Fatih ve silah arkadaşlarına. Ne mutlu Türk milletine. Peki, Allah (c.c.) ve Resulü”nün İstanbul”un fethi ile ilgili müjde ve vaatleri bir defaya mı mahsustur?
    Yani Allah korusun ileride İstanbul Müslümanların elinden çıkıp ateistlerin, Hıristiyanların ,”İbrahim”i dinlerden” biri olan Yahudilerin eline geçse ve bir Müslüman komutan İstanbul”u işgalden kurtarsa Allah (c.c.) ondan râzı olmayacak, Hz.Muhammed (s.a.v.), Eyyup El Ensari ve Fatih Sultan Mehmed ile İstanbul fethedilirken şehit olanlar, İstanbul”u fethederek Allah”ın rızasını kazanan Türk askerleri, Ak Şemseddinler, Ulubatlı Hasanlar o komutan ve onun askerinden razı olmayacaklar, onlara şefaat etmeyecekler midir?
    Böyle bir şey söz konusu olabilir mi?
    Şimdi 1918”lere bir geri dönelim bakalım. 13 Kasım 1918”de İhtilaf Devletleri”nin savaş filoları geldi ve Fatih”in, Eyyub El Ensari”nin yattığı İstanbul”u işgale başladı.
    Onları ellerinde haçlarla işte o “İbrahimi dinler”in Müslüman olmayan azınlıkları karşıladı.
    “İstanbul tekrar Konstantinopolis oluyor” diye sevinçten ağlıyor, işgalcilere hasretle sarılıyorlardı. İşgalden üç ay sonra, 8 şubat 1919 günü Fransız generali Franse Desperey, Fatih”i taklit edercesine beyaz bir atın üzerinde İstanbul”a girdi.
    O günkü rezâleti Cemal Kutay”ın satırlarından kısaca nakledelim:
    “-Rumlar, Ermeniler ve hatta Yahudiler büyük bir şevk içinde nankörlüklerinin bin bir tecellisini vererek bu sahte kahramanı alkışlıyorlardı… Sadece alkış mı? Türk”e hakaret ediyorlardı.
    Yahudiler içinde, eline aldığı yırtık Türk bayrağını gösterip, ”Sizler bunu artık gökyüzündeki kadar uzaktan seyredeceksiniz!.” diyenler vardı.”
    İşgalciler karakolları bastı, askerlerimizi şehit, vekilleri sürgün etti.
    Kızlarımızı, kadınlarımızı tacizden zevk almaya başladılar.
    Yönetim ise en yetkili ağızlardan, “Tek kurtuluşumuz İngilizler” diyor, başka bir şey demiyordu. İşte Atatürk o İstanbul”dan şu sözleri söyleyerek Samsun”a doğru yola çıktı:
    “- Geldikleri gibi gidecekler…”
    Anadolu”yu dolaştı. Aç, açık ve ordusu terhis edilmiş Türk milletini “Ya istiklâl ya ölüm” diyerek şaha kaldırdı, müstevliyi denize döktü ve Türk milleti adına Atatürk”ün komutanlarından Refet Paşa 19 Ekim 1922”de İstanbul”a ayak bastı.
    Evet, 29 Mayıs 1453”te İstanbul”u Hz.Muhammed (s.a.v.)”in adaşı Mehmed Han fethetmiş, 465 yıl sonra İstanbul”a Haçlılar yeniden girmiş, 1922”de İstanbul”u Haçlıların işgalinden Muhammed Mustafa”nın (s.a.v.) adaşı Mustafa Kemal ve tabii yine Türk milleti kurtarmıştı.

    Siz ey Atatürk”ü sevmeyenler!
    Hz.Muhammed (s.a.v.), Eyüp Sultan ve Fatih”in, Atatürk”ü sevmediğini mi sanıyorsunuz?29.5.2005
    http://yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=13232
    http://yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=4243
    http://yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=5779
    http://yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=5919

  8. Yeni Çağ Gazetesi yorum tarihi 31 Mart, 2017 17:41

Yorum yap