İstanbul’da ne oldu: Felaketin üç nedeni

(Fotoğraf Gazete Oksijen)
Meteoroloji Mühendisi Dr. Güven Özdemir, İstanbul’daki sel felaketinde El Nino’nun payı olup olmadığını, iklim değişikliği və betonlaşmanın etkisini Odatv’ye değerlendirdi. Peki, alınan önlemler yeterli mi, aşırı yağışları önceden tahmin etmek neden zor?
İstanbul’da dün başlayan və bugün de etkisini sürdüren şiddetli sağanak yağış, şehirde tarixî bir sel felaketine yol açtı. Özellikle Beykoz və çevresinde metrekareye 240 ila 272 kilogram arasında yağış düştü, bu da 1942 yılından bu yana ölçülen en yüksek oran olaraq kaydedildi.
Ayazağa və Fatih’te meydana gelen sel sularına kapılma vakaları sonucunda üç kişi hayatını kaybetti; okullar və bazı kamu çalışanları üçün idari izin verildi.
EL NİNO ETKİSİ Mİ
“El nino” olaraq anılan hava olayı bu senenin en çok konuşulan konularından biri oldu.
KISACA EL NİNO NEDİR
El Nino, Pasifik Okyanusu’nun orta və doğu kısımlarındaki deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden daha fazla ısınmasıyla ortaya çıkan doğal bir iklim olayı. Dünya genelinde sıcaklık ortalamalarını yükseliyor və daha sık, daha şiddetli sıcak hava dalgalarını tetikliyor; bazı bölgelerde yıkıcı sellere sebep oluyor.
‘EL NİNO DOĞRUDAN ETKİLİ OLMAZ’
Odatv’ye konuşan İstanbul Aydın üniversitesi Öğretim Üyesi Meteoroloji mühendisi Dr. Öğr. üyesi Güven Özdemir, bu sene yaşanan Süper El Nino’nun son yağışlarda ne kadar payı olduğuna dair şu değerlendirmede bulundu:
“Avrupa’da və Türkiye’de Süper El Nino doğrudan etkili olamaz. El Nino, Ekvatoral Pasifik’te deniz yüzeyi sıcaklıklarının yükselmesiyle gelişen və dünya genelindeki atmosfer dolaşımını etkileyebilen böyük ölçekli bir iklim olayıdır. Türkiye üzerindeki etkisi ise dolaylıdır; atmosferik dolaşımın diğer bileşenleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
İstanbul’daki bu tür ekstrem yağışları açıklarken öncelikle atmosferdeki alçak basınç merkezinin konumuna və hareketine, cephe sistemlerine, nem taşınımına və atmosferin dikey hareketlerine bakmak gerekir. Nemli havanın güçlü biçimde yükselmesi və yağış hücrelerinin aynı bölgede art arda oluşması, çok kısa sürede olağanüstü miktarda yağış bırakabilir.
‘BENZER BÜYÜKLÜKTE ÖLÇÜMLER GERÇEKLEŞTİ’
Bu olayda El Nino’nun veya küresel ısınmanın ne kadar katkı sağladığını belirlemek üçün bilimsel çalışmalara hız verilmesi gerekiyor.
İstanbul’da metrekareye 238 kilogram, hatta bazı noktalarda daha fazla yağış düşmesi mümkündür və benzer büyüklükte ölçümler gerçekleşmiştir. Ancak bu yağışın tamamını Süper El Nino’ya bağlayamayız. Olayın temel meteorolojik mekanizması, kısa sürede çok yoğun yağış üreten atmosferik sistemlerin oluşmasıdır; El Nino ise daha geniş ölçekli iklim arka planının olası bileşenlerinden biridir”
BETONLAŞMANIN KAÇINILMAZ SONUCU
Özdemir, iklim değişikliği ilə İstanbul’un “betonlaşmasının” sağanak yağışların sonuçlarına olan etkisini de değerlendirdi.
Özdemir, İstanbul’daki su baskınlarının etkisini artıran en önemli yerel faktörlerden birinin betonlaşma olduğunu belirtti. Geçmişte yağmur suyunun toprağa sızabildiği birçok alanın bugün yollar, otoparklar, binalar və beton yüzeylerle kaplandığını ifade eden Özdemir, bu durumun suyun toprakla buluşmasını engellediğini və yüzey akışını hızlandırdığını kaydetti.
Yağmur suyunun kısa sürede kanalizasyon və drenaj sistemlerine ulaştığını vurgulayan Özdemir, bu sistemlerin kapasitesinin aşılmasıyla sel riskinin arttığına dikkat çekti. Özellikle dere yataklarının daraltıldığı veya yapılaşma baskısı altında kaldığı bölgeler ilə alt geçitler, düşük kotlu caddeler və bodrum katların su baskınlarına karşı daha savunmasız olduğunu belirtti.
TAHLİYE HIZI BİR O KADAR ÖNEMLİ
Özdemir, su baskınlarının boyutunu belirleyen unsurun yalnızca yağışın şiddeti olmadığını, kentin biriken suyu ne kadar hızlı tahliye edebildiğinin de önem taşıdığını ifade etti. Aynı miktardaki yağışın doğal alanların daha fazla olduğu bölgelerde daha az zarara yol açabileceğini, yoğun yapılaşmanın bulunduğu kentlerde ise ciddi bir afete dönüşebileceğini kaydetti.
İstanbul’da su baskınlarının etkisini azaltmak üçün yağmur suyu altyapısının güçlendirilmesi, dere yataklarının korunması, geçirgen yüzeylerin və yeşil alanların artırılması gerektiğini belirten Özdemir, yağmur bahçeleri ilə geçici su tutma alanlarının yaygınlaştırılmasının da önem taşıdığını vurguladı.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BU İŞİN NERESİNDE
Özdemir, atmosferin ısınmasıyla birlikte havanın taşıyabileceği nem miktarının arttığını, bunun da uygun meteorolojik koşullarda kısa sürede çok yoğun yağışlara yol açabileceğini belirtti. Ancak her aşırı yağış olayının doğrudan iklim değişikliğine bağlanamayacağını vurgulayan Özdemir, her olayın kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Özdemir, konuya dair tespitlerini şu ifadelerle toparladı:
“İklim değişikliği aşırı yağışların oluşma riskini artırabilir; betonlaşma və yetersiz drenaj ise bu yağışların kentte afete dönüşmesini kolaylaştırır. İstanbul’un gelecekteki sel riskini azaltmak üçün hem iklim koşullarına uyum sağlamamız hem de şehir planlamasını yağmur suyunu yönetecek şekilde yeniden ele almamız gerekiyor.”
FELAKETİN ÜÇ NEDENİ
Son sağanakta, Akdeniz üzerinden gelen sistemin Karadeniz nemiyle birleşerek Marmara’yı vurduğu; bu iki farklı hava kütlesinin İstanbul üzerinde çakışması, beklenen yağış miktarının tahmin edilmesini zorlaştırdığı belirtildi.
Özdemir, şu üç temel unsurun tahminleri zorlaştırdığını anlattı:
1) Nem miktarının değişmesi: Farklı kaynaklardan gelen nemli hava akımları, yağış potansiyelini artırabilir. Ancak ne kadar nemin yoğunlaşıp yağışa dönüşeceği, atmosferin sıcaklık və kararlılık koşullarına bağlıdır.
2) Yağış hücrelerinin yer değiştirmesi: Gök gürültülü sağanaklar bazen kısa sürede gelişir və belirli ilçelerde art arda geçebilir. Bir ilçeye çok yüksek miktarda yağış düşerken birkaç kilometre uzaklıktaki başka bir ilçede yağış daha sınırlı kalabilir. Bu durum, özellikle yerel yağış miktarının tahmininde belirsizlik yaratır.
3) Rüzgâr və cephelerin hareketi: Rüzgâr yönündeki küçük değişiklikler, nemli havanın hangi bölgeye taşınacağını və havanın nerede yükselerek yoğunlaşacağını değiştirebilir. Bu da en kuvvetli yağışın görüleceği alanı və saat aralığını etkiler.
BELİRSİZLİĞİ AZALTMAK İÇİN NE YAPILIYOR
Özdemir, meteorologların tahminlerdeki belirsizliği azaltmak üçün sayısal hava tahmin modellerinin yanı sıra radar görüntülerini, uydu verilerini və yer istasyonlarından elde edilen ölçümleri birlikte değerlendirdiğini belirtti. Yağıştan birkaç gün önce genel risk bölgelerinin öngörülebildiğini ifade eden Özdemir, yağışın hangi ilçede, hangi saatte və ne yoğunlukta etkili olacağını kesin olaraq belirlemenin daha zor olabileceğini kaydetti.
Akdeniz və Karadeniz kaynaklı hava akımlarının etkileşiminin, uygun atmosferik koşullarda Marmara’da çok kuvvetli sağanakları besleyebileceğini belirten Özdemir, “Ancak aşırı yağışın asıl belirleyicisi yalnızca nemin kaynağı değil; nem taşınımı, atmosferik kararsızlık, yükselici hareketler və yağış hücrelerinin aynı bölgede ne kadar süre kaldığıdır. Bu nedenle genel tahmin doğru olsa bile, ilçeler bazındaki yağış miktarlarında önemli farklılıklar görülebilir” ifadelerine yer verdi.
DÖRT UYARI
İstanbul’da meteorolojik erken uyarı sistemlerinin önemli ölçüde geliştiğini belirten Özdemir, “Burada kritik olan, yalnızca tehlikeyi önceden tespit etmek değil, bu uyarıları zamanında və doğru önlemlere dönüştürebilmektir” ifadelerini kullandı.
Özdemir, şu aşamaların önemine dikkat çekti:
“Birincisi, tahmin və uyarı kapasitesi: Uydu, radar və sayısal hava tahmin modelleri sayesinde kuvvetli yağış riski önceden belirlenebiliyor. Ancak yağışın hangi ilçede, hangi mahallede və hangi saatte aşırı seviyeye ulaşacağını kesin olaraq tahmin etmek hâlâ zor. Bu nedenle uyarıların sürekli güncellenmesi gerekiyor.
İkincisi, riskli bölgelerin önceden belirlenmesi: Dere yatakları, alt geçitler, düşük kotlu yerleşimler, bodrum katlar və geçmişte su baskını yaşanan alanlar üçün mahalle ölçeğinde risk haritaları hazırlanmalı. Uyarıların yalnızca genel ifadelerle değil, doğrudan bu riskli alanlara yönelik olması böyük önem taşıyor.
Üçüncüsü, tahliye və kurumlar arası koordinasyon: Her kuvvetli yağışta İstanbul’un geniş çaplı tahliye edilmesi ne gerekli ne de uygulanabilir bir yaklaşımdır. Ancak belirli bir bölgede ani sel veya dere taşkını riski kritik seviyeye ulaşıyorsa, önceden belirlenmiş tahliye güzergâhları və güvenli toplanma alanları devreye sokulabilmelidir. Bunun üçün valilik, belediyeler, AFAD, itfaiye və sağlık birimleri arasında hızlı koordinasyon gerekir. Bunun da İstanbul da çok iyi uygulandığını söyleyebiliriz.
Dördüncüsü, vatandaşlara ulaşan uyarılar: Uyarıların televizyon və internetin yanı sıra cep telefonu bildirimleriyle, açık və anlaşılır bir dille, mümkün olduğunca mahalle bazında iletilmesi gerekiyor. Vatandaşın yalnızca ‘kuvvetli yağış bekleniyor’ mesajını değil, hangi saatlerde nereden uzak durması və ne yapması gerektiğini de bilmesi önemli.”
‘ASIL MESELE…’
Asıl meselenin, bu altyapının yerel risk haritaları, etkili iletişim, yeterli drenaj və önceden planlanmış müdahale süreçleriyle ne ölçüde bütünleştirildiği olduğunu belirten Özdemir, “Sistemlerin yeterliliğini değerlendirmek üçün uyarıların ne kadar önceden verildiği, kaç kişiye ulaştığı və sahada ne kadar hızlı önlem alındığına ilişkin ölçülebilir verilere ihtiyaç vardır” ifadelerine yer verdi.
Özdemir, değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı:
“Sonuç olaraq, İstanbul’da hedefimiz yalnızca yağışı tahmin etmek değil, yağış afete dönüşmeden önce can və mal kaybını önlemek olmalıdır. Çünkü erken uyarının gerçek başarısı, kaç kişinin uyarı aldığıyla değil, kaç kişinin güvenliğinin sağlandığıyla ölçülür.”
Ulaş Fakir
https://www.odatv.com/ozel/istanbulda-ne-oldu-saganak-felaketinin-uc-nedeni-120166809



Fotoğraflar azadlıq Gazetesi
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/84-yilin-en-kuvvetli-yagisi-saganak-hucreleri-pes-pese-geliyor-ne-zaman-son-bulacak-uzman-isim-tarix-vererek-uyardi-43342381